top of page

YÜZLER HALİ SÖYLER-Mustafa bin Bali



Zamanında kadılık görevinde bulunduğu bilinen Mustafa bin Bali'nin hakkında çok fazla bilgi yoktur. Yazdığı eserin telif tarihi ve III.Murat'a sunulmasından dolayı tahminen İstanbul'da ve 16.yüzyılda yaşadığı düşünülmektedir. Kendisinin medrese eğitimi almış olduğu da aşikardır. Arapça ve Farsça dillerine hakimdir. Ramazan Sarıçiçek, Mustafa bin Bali'nin yazdığı "İlm-i Firaset" adındaki eserini özetleyerek, derleyerek bu kitabı yazdı. Mustafa bin Bali'nin yazdığı bu eserin tam nüshasından biri İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi'nde, diğeri de İstanbul Nuriosmaniye Kütüphanesi'nde yer alır. Elimdeki kitap Mustafa bin Bali'nin bu eseri yazarken yararlandığı kaynakları da bildirir. Yazının devamında yararlandığı alim ve filozoflara da değineceğiz. Şimdilik şunu bilmenizde fayda var, ben özetin de özetini çıkararak genel bir bilgi vereceğim.

Sözlüklerde feraset "keşfetme, anlayış, çabuk seziş, ileri görüşlülük" olarak tanımlanmaktadır. Kavram olarak, bir kimsenin dış görünüşüne bakarak onun ahlak ve karakteri hakkında tahminde bulunmayı ifade eder. Daha geniş anlamda ise akıl ve duyu organlarıyla bilinemeyen, ancak sezgi yoluyla ulaşılabilen bütün bilgi alanlarını kapsar.

Tanımlama olarak tasavvuf sözlüğünde farklı, bazı mutasavvıflara göre farklı birçok açıklama mevcut, sonuç olarak insanı çözümleme üzerine bir ilim olduğu gerçeğini bilmemiz yeterli.

Ehl-i Firaset kimdir? Mustafa bin Bali'ye göre Feraset ehlinin bazı özellikleri vardır. Bu özelliklerden biri de insan bedenini oluşturan maddelerin farkında olmaktır. Bu maddeler dört hılt olarak tabir edilen; kan, safra, balgam ve sevda'dır. Daha önce Ahlat-ı Erba adında ki yazımda bu konuyu paylaşmıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Vücudun dört hıltını bilmek "Mizaç İlmi" içerisinde değerlendiriliyor. Bu ilimle beraber insanın saç renginden, ten renginden, kemik yapısından hangi mizacın etkisinde olduğu kolayca anlaşılıyor. Ve ilk bakışta karşımızdaki insanın genel olarak nasıl bir karaktere sahip olabileceğini anlıyoruz.

Ferasete Yakın Olan İlimler;

1)İlm-i Kıyafet; Bir kişinin yerdeki ayak izlerine bakarak, iz sahibi hakkında tespitte bulunmak, kişiler arası benzerliklerden, özellikle ayak benzerliğinden akrabalık derecesini belirlemeye çalışma üzerine bir ilimdir.

2)Kıyafet-i Beşer; Bu ilimle muhatap olan kişiler sadece insanın derisine bakarak soyunun asaletini anlayıp bazılarının ecdadının karakteri hakkında hüküm verip soyunu kesin olarak belirler.

3)Kıyafet-i İsr; Bu ilim ayak ve tırnak üzerinedir. İz sürerken ya da ıssız çöllerde, bilinmeyen diyarlardan geçerken kullanılan bir ilimdi. İzlere bakarak oradan geçen hayvanın cinsini, insanların yaşlı-genç-iyi-kötü olup olmadığını anlamayı sağlardı.

4)İlm-i İrafet; Şimdiki zamanda meydana gelen bazı olaylardan hareketle gelecekteki olaylar hakkında akıl yürütmektir.

5)İlmü'l-Hututu Eküff ü Akdam; İnsanın el ve ayak çizgilerinden o şahsın halleri için çıkarımda bulunma ilmidir.

6)İlmü'l-İhtilac(Seğirme İlmi); Bu ilim insanın organlarında görülen seğirme ve çarpıntı gibi durumlardan hareketle ilerde meydana gelecek olaylara dair sonuç çıkarmadır.

7)İlmü'l-Ektaf; Keçi ve koyunun kürek kemiğine bakıp savaş, barış, kıtlık ve bolluk konusunda bir sonuç çıkarmaktır.

8)İlmü Nüzulü'l-Gays; Bulut, gök gürültüsü ve şimşeği araştırıp yaz ve kışta yağmurun yağıp yağmayacağına dair çıkarımlarda bulunma ilmidir.

9)İlm-i Riyafe; Yeraltındaki suları arayıp bulma ilmidir.

10)İlmü İstinbatü'l-Ma'adin; Madenlerin önce yerlerinin belirlenmesi daha sonra da çıkarılması ilmidir.


Yukarıda ilimlerin çokluğunu göstermek adına kitapta adı geçen ilimlere kısaca değindim. Bu ilimler teknolojinin olmadığı çağlarda oldukça işe yarayan ilimlerdi. Hala içlerinden bazıları kullanılıyor. Navigasyon yokken ya da DNA testi yokken veya maden bulma teçhizatı yokken oldukça iş gören ilimlerdi. Dünyanın bazı bölgelerinde yaşayan ilkel topluluklar hala bu tarz ilimlerle hayatlarını şekillendiriyor. Afrika'da bazı kabilelerin yaşamı kolaylaştırmak adına çok farklı yöntemleri mevcut.

Feraset ilminin tarihi çok eskilere dayanıyor, Eski Çin, Mısır, Hint, Roma, Yunan ve Babilliler de Fizyonomi ile ilgili bazı faaliyetlerde bulunmuş ve bu konu hakkında eserlerin yazıldığı bilinmektedir. Batıda ise ilk olarak Hipokrat insanları tiplerine göre ayırmış ve onları tedavi etmede bu ilimden yararlanmıştır.

Ayrıca Eflatun, Galien, İladus Ve Aristo'nun da bu konuyla ilgilendiği bilinmektedir. Arap dünyasında bu alanda ilk eseri İmam Şafi'nin verdiği rivayet edilir. Bu eser "El-Kafa" adlı eserdir ve maalesef günümüze kadar ulaşamamıştır. Lakin o dönemin alimleri bu eserden yararlanarak birçok eser kaleme almışlardır. Kitapta Feraset İlmi ile ilgili birçok kaynaktan bahsediliyor. Konuyla ilgili detaylı araştırma yapmak isteyen bana ulaşabilir, kaynakları aktarabilirim veya direk kitabı temin edebilirsiniz.

Örneğin Türk Edebiyatı'nda Ferasetten bahseden ilk isim Bedr-i Dilşad'dır. Eserinin ismi "Murad-name"dir. Bununla beraber konuya ad vermeden değinen ilk eser "Kutadgu Bilig"dir. Bu siyasetname ve nasihatname niteliğindeki eserde değişik görevler için seçilecek şahıslar hakkında çeşitli değerlendirmeler yaparken fizyonomiden yararlanıldığı görülmektedir.

Eserde "Kimin yüzü ve dış görünüşü güzelse dışı gibi onun içi de güzel olur."

"Kısa boylu bodur kimseler hırçın tabiatlı olurlar; hırçın nereye giderse orada kavga başlar.", "Boy orta ve her şey bununla mütenasip olmalı; ey bilgili insan her işte itidalden ayrılma.", "Dışı görürsen, bunu içi için şahit say, insanın içi dışı gibi ve dışı içi gibidir." gibi ifadeler bulunur.

Eskiden Feraset ilmi oldukça fazla kullanılırdı, siyasilere yol göstermek, soyu karışmış insanların soylarını bulmak, hukuktan köle-cariye-hizmetçi seçimine kadar, memur alımı ve askerlik gibi toplumsal alanlarda verilen kararlarda hatta edebiyat alanında kaleme alınan eserlerde kullanılmıştır.

Osmanlı toplumunun beğenilen insan tipi; orta boylu, küçük başlı, yassı ve yuvarlak yüzlü, siyah ya da kumral saçlı, siyah gözlü, siyah yay kaşlı, sık kirpikli, küçük elli, uzun ve yumuşak parmaklı ve yumuşak etlidir.

Mustafa bin Bali eserindeki bilgileri kimlerden aldığını da yazar, Fahr-i Razi ve Muhiddin-i Arabi'nin eserlerinden bolca yararlanmıştır.

Başın büyüklüğü-küçüklüğü, göz, dil, yüz ve boyuna bakarak insanın nasıl analiz edileceğini görürüz. İnsanın dört döneminde yani gençlik-yetişkinlik-olgunluk-yaşlılık dönemlerinde onlara gelen hallerden de bahseder. Örneğin yaşlılık dönemiyle ilgili şu sözleri sarf eder; "Mala hırsları çoktur, kötü huyludurlar, çoğunlukla adildirler, korkaktırlar, gazapları ani ve geçicidir, kendileri zayıf olduğu için başkalarına karşı şefkatlidirler."

Zengin-Fakir insan meziyetlerinden de bahseder; "Zenginlerin en faziletlileri eskiden beri zenginlik içinde büyüyüp babadan oğula cömertlikle büyüyendir. Sonradan zengin olanlar hem hırslı olur hem de yaptığını başa kalkarlar."

Ayrıca Mustafa bin Bali ırkların, milletlerin özelliklerinden de bahseder. Rusların güzel, kabiliyetli, yumuşak, sanatkar olduklarını ancak kaçmakla tanındıklarını söyler. Zencilerin ise akıl ve edepten yoksun, oyun, eğlence ve şehvet düşkünü olduklarını ve ağır hizmetlerde çalışabileceklerini anlatır.

Mustafa bin Bali, sıcak yerlerde yaşayanların ter gözeneklerinin büyük olmasından kalplerinin korkak ve zayıf oldukları; soğuk yerde yaşayanların kuvvetli, cesur ve hazımlı kişiler oldukları; rutubetli yerlerin ahalisinin şekil güzelliğine sahip oldukları; taşlık yerlerde yaşayanların bedenlerinin sert ve katı olduklarını söyler.

Bu özet bilgileri yazarken İbn-i Sina'nın "El-Kanun Fi't-Tıbb" kitabını okuyordum ve fark ettim ki neredeyse birebir aynı bilgiler. Sonra Mustafa bin Bali'nin yararlandığı kaynaklara baktığımda "Mekanlar, iklimler ve meskenlerin mizaçlara etkisi" hakkındaki bilgileri İbn-i Sina ve Razi'nin eserlerinden almıştır.

Mesela Galien'in yazdığı eserlerden de yararlanmıştır ve onun görüşü olan "başın küçüklüğünün beynin basitliğine delil olabileceği" konusuna değinmiştir.

Kitapta hiç duymadığım alim isimlerinin, filozofların, şairlerin, yazarların fizyonomi hakkındaki araştırmalarına da yer veriliyor.

Kur'an'da fizyonomi hakkında ayetler de mevcut, Araf Suresi 46.Ayette "Araf üzerinde bir takım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar." Ayrıca Araf 48.Ayet, Hicr Suresi 75.Ayet, Muhammed Suresi 30.Ayet, Fetih Suresi 29.Ayette de fizyonomi işaretleri görülür. Bazılarına bu ilim Allah tarafından verilmiştir. Bazıları ise bu ilmi öğrenir.

Feraset İlmi iyi hafıza, keskin bakış ve fikir doğruluğundan kaynaklanır.

Kitabın son bölümünde insanın fiziksel özelliklerinden karakter yapısına dair çıkarımlara yer veriliyor. Bu çıkarımlardan bazılarını paylaşacağım.


"Bir kimsenin alnı somurtkan ve buruşuk olsa ki ona Türkçe dürük suratlı derler, sahibi çok öfkeli, merhametsiz olur. Ayrıca iki kaşı arası buruşuk olursa kederli olur."


"Bir kimsenin alnı küçük olsa cahil olur. Bir kimsenin alnı büyük olsa tembel ve öfkeli olur. Bir kimsenin alnı darlık ve genişlikte mutedil olsa, sadık ve sevgili olur ve uyanık alim olur. Yani gaflet üzere olmaz."


"Kaşı çok kıllı olan kaygılı, hüzünlü ve yaramaz sözlü olur. Kaşın uzunluğu kibre alamettir."


Bir kimsenin gözleri büyük olsa tembel olur. Ve budalalık ve ahmaklığa delildir. Bir kimsenin gözleri büyük ve dışarı çıkık olsa kıskanç, hayasız, tembel ve güvenilmez olur."


"Bir kimsenin burnu kalın ve etli olsa anlayışı az olur. Burun deliği büyük olan haset, kibir ve kinli olur."


"Dişler seyrek ve ufak olursa zayıflığa işarettir. İri dişler bela ve afet işaretidir. Eğri diş hile ve hainlik alametidir."


"Yüzü etli olan tembel ve cahil olur. Çenenin ince olması hafiflik alametidir."


"Sakalı gür olanın sohbeti ağırdır. Sakalı zarif ve az olan anlayışlı, akıllı ve zekalı olur."


"Bir kimsenin kulakları büyük olsa cahil olur ve ömrü uzun olur. Kulağı küçük olan hırsız olur."


"Boynun kısa olması hile ve hıyanettir. Boynun kalınlığı kuvvet ve şiddet alametidir. Kaba omuz cahilliğe ve çok yemeye delalet eder. Bir kimsenin boynu ince olsa nefsi zayıf olur. Eğer gerdan uzun ince olursa sahibi hain ve ahmak olur. Omuzu kısa olan çok ahmak olur. Mutedil olan en iyisidir."


"Kim genizinden konuşuyorsa ahmak ve kibirli olur ve gizli düşmanlık yapar."


"Boyu uzun olan, saf ve ahmak olur. Kısalar kibirli, ve gizli düşmanlık taşır."


Bu özellikler uzayıp gider, şu unutulmamalıdır ki insan gelişen, değişen bir varlık. Doğuştan bu fiziksel özelliklere sahip birinin belki bu tip yatkınlıkları olabilir fakat bu yatkınlıkların farkında olup değiştirmek için çabalayabilir. Yani karşımızdaki insan fiziksel olarak kısa boylu biri diye ona hemen kibirli biri olarak bakmak doğru değildir. Çünkü kişi kibre yakın olduğunu bilip bu dürtüsünün üzerine gitmiş ve onu törpülemiş biri olabilir. Fizyonomi çok derin bir ilim üstün körü bilgilerle insanlara yaklaşmak da doğru değildir, bu ilmi her yönüyle öğrenmek ve üzerine çok okuyup düşünmek gereklidir, aksi taktirde yarım öğrenilen her ilim gibi kullanılması tehlike arz edebilir.

Amacım bu gibi unutulan bazı ilimleri konuşmak ve tarihte insanların ne gibi pratiklerle hayatlarını kolaylaştırabildiklerini görmekti. Arada bu tarz kitaplar okuyup sizinle paylaşacağım.

Keyifli okumalar...


Sümeyye Akarsu

Comments


AKLINDAKİ FİKİRLERİ BENİMLE PAYLAŞ

GÖNDERİN İÇİN TEŞEKKÜRLER

© 2023 by Turning Heads. Proudly created with Wix.com

bottom of page